in

BeğendimBeğendim GüldümGüldüm ŞaşırtıcıŞaşırtıcı HarikaHarika

Eski Zamanlarda Mahalle Maçı Kuralları

90’lı yıllarda mahallede maçlar bu kurallarla oynanırdı.

Bakalım hatırlayabilecek misiniz?

İyi oynayan iki kişinin aynı takımda yer almamasına dikkat edilirdi. Adalet duygusu…

Maçlar minyatür kalede oynanıyorsa, penaltı boş kaleye ters şekilde topukla vurulurdu.

Maçların hayali kale direkleri arası adım ile sayılır, olmaları gereken yerler iki taş ile işaretlenirdi.

Hava kararınca, ezan okununca, anne-baba çağırınca maç biterdi.

Üç korner bir penaltıydı.

Topu patlatan parasını öder, patlak top ikiye kesilip kafaya takılırdı.

`Frikiklerde açıl biraz` denince `Burası Ali Sami Yen mi` şeklinde cevap verilirdi.

Takımlar kurulurken ilk oyuncuyu seçme hakkı, adım almayı iyi bilenindi.

Kaleci topu 3 kere sektirirse, rakibe `Açılsana 3 kere sektirdim` derdi, rakip açılırdı; efendilik vardı.

Penaltılarda kaleci değiştirilirse 2 penaltı atılırdı. Eğer ilk penaltı gol olursa ikincisi atılmazdı.

Abanma ve burun vurmak yoktu, vurulursa eleştirilip kınanırdı.

Tanju, Rıdvan, Metin, Ali, Feyyaz, Hagi, Hakan, Hami gibi dönemin popüler futbolcularının adı alınırdı.

Topun sahibi tüm kuralları koyar, takımı kurar, kaleyi seçer, istemediği kişileri topuyla oynatmazdı.

Klişe laflar vardı: `At bakayim abinin kıllı göğsüne!`

Elin avantajı olmazdı.

Bel üstü gol sayılmazdı.

Taçtan kendi önüne atıp başlatılınca, taç değişirdi.

Maçı izleyen küçük bir grup varsa, penaltı olup olmadığına o karar verirdi, saygı vardı.

Maçlarda eğer iddia varsa ödüller genel olarak Algida Max, eskimo, meybuz, 2,5 litrelik kola vb. ürünlerden oluşurdu.

Pas vermeden sadece çalım atarak gol atılırsa sayılmazdı.

Frikiklerde baraj mesafesi, frikiği kullanacak olan kişinin koca bir zıplayışının akabinde 3 koca adım atmasıyla belirlenirdi… Büyük atılan adıma karşılık olarak rakip takım “sen tuvalete de mi böyle gidiyon?” diyerek ortalığı kızıştırırdı.

Top, oyun alanı içerisindeki herhangi bir arabanın altına kaçarsa büyük bir şevkle arabanın altına yatılıp top alınırdı. Topu ilk kim kaparsa o takımda başlardı.

Gol olduktan sonra eğer tartışmalar olursa ve golü yiyen takımın bir oyucusu golü kabullenirse rakip takım direk o kişiyi yüceltip “adamın gol diyo” diyerek golü alırlardı. Golü kabullenen kişi de kaleye veya defansa alınırdı.

Varsa hakeme yapılan en dolu dizgin hakaret: “hakeme gözlük, eline de sözlük” tü.

Oynayacakların sayısı eğer tek ise, güçsüzlerden biri devre değiştirerek gönlü alınırdı.

Penaltılarda eğer takımınız açık ara farkla öndeyse kaleciye vurdurulurdu. Ama en güçlü forvetiniz penaltıyı kullanacaksa, hemen rakip kalecinin gönlü alınırdı: “Merak etme olm, teknik vuracam.”

Sabit bir kaleci yoksa 2 golde bir veya dakika usulü oyuncular aralarında değişirdi. Kalecilik sırası “Sonum bir Allah” diye kim başlarsa o kişiden geriye sayılırdı.

Dizde veya ayak ucunda top sektirerek de sıra belirlendiği olurdu (genellikle 9 aylık veya 21 aylık gibi oyunlarda). Bu durumlarda ilk sektirmek isteyen “Birim bir Allah, kırmızı bayrak, yeşil kitap”

Kaleci oyuncu kavramı vardı. Takımların genellikle iyi oyuncuları bu kutsal göreve kendilerini adarlardı.
Eğer bir oyuncu faule maruz kalmışsa ama devam etmek istiyorsa, rakip futbolculardan birinin yürümesini dahi bahane ederek: “Adamın devam ediyor.” derdi.

Milli birlik ve beraberliğimiz mahalle maçlarında başlamıştır. Önce maçlar yapılır… Centilmenlik skora yansımazsa sopalar, taşlar konuşurdu.

Atan alır spor vardı. Eğer top kime çarpıp çıkmışsa topun gittiği yer neresi olursa olsun koşa koşa gidip alırdı.

Mahallenin abileri kaleci alıştırırlardı ve buna göre puan verirlerdi. Aralarında kavga eden çocukların puanı kesilirdi.

Skor ne olursa olsun akşam saati yaklaştığında “Golü atan kazanır.” kuralı işlerdi.

Maçlardan sonra su sırasına girmek ayrı bir davaydı ve mutlaka koşa koşa gidilirdi.

Genellikle yaşlı amca veya teyzeler, zemin katta oturanlar bu işin acımasız kurbanlarıydı.

El kasti değilse o top direkt kaleye kullanılmaz, “kasti değil ki oğlum, gol olmaz.” denirdi…

Eğer kaleci dahil herkes çalımlanmışsa; o top çizgiye kadar götürülür ya popo dürtmesi ya da yere yatıp kafa, burun, alın gibi vücut kısımlarının dürtmesi ile gol atılırdı.

Kalecinin degajla gol atabilmesi bir yetenekti fakat gene de gol sayılmazdı.

Karşılıklı atışmaların sonunda yoldan geçen herhangi biri hakem yapılırdı ve sonuca o karar verirdi.

Para o zamanlar kolay bulunmadığından maçın hangi takım tarafından başlatılacağına; bir tarafına tükürülmüş yassı bir taşın havaya atılıp, ”yaş mı kuru mu?” seçiminde doğru tarafı bilen tarafın başlaması yöntemi ile karar verilirdi.

Kaleler taştan olduğu için atılan şut önce defansa çarpıp sonra taşın üstünden geçtiyse şutu atan takım ”gooll” diye yaygara çıkarırdı. Rakip takımın gol değil kale üstü cevabına; gol yoksa korner o zaman ver topu diyerek racon kesilirdi.

Bir yorum

Yorum yapın
  1. Yazının sonu geldiğinde ağzımın kulaklarımda olduğunu hissettim, küçük bir mutluluk vardı. Orhan bey biz bu maçları 70’li yıllarda birebir Aydınlıkevlerde yaşadık o zamanlar Algida-meybuz filan yoktu, ilham gazozu vardı fabrıkası Aydınlıkta olan, çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eda Erdem Tarihin En İyi 100 Oyuncusu Listesinde

Hikmet Karaman İmzadan Vazgeçti, Sebep Ankaragücü mü?