in ,

Alkış Beğendim Love

ÜZÜMLÜ: Üzüm Bağlarından Silah Sektörüne… / MEHMET MADEN

Av sezonu, 3. grup kuşlarla (ördek, kaz, çulluk) 25 Şubat’a kadar devam edecek. Yurt avcılarının gözdesi keklik ve tavşan avı ise 7 Ocak, 2018’de sona erdi. Birçok avcı bu tarihten sonra tüfekleri yağlayıp muhafazaya almıştır. Zira ördek-kaz avı yağış, fırtına, kar, boran ister, meşakkatlidir, özellikle yaşını başını almış avcılar bu avdan kaçınırlar. Ayrıca bu yıl kış sanki bahara nispet yapacak gibi, ortada ne kar var, ne yağış, yani sulak alanlarda av ortamı da yok… İnsanlık doğaya karşı o kadar duyarsız ki, son yüz yıl içinde dünya 1000 yıl birden yaşlandı, mevsimler değişti, sonrasında ne olacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok. Bu yüzden yurt avcıları sahip oldukları doğa zenginliğini torunlarına miras olarak bırakmak istiyorlarsa, mutlaka çevreci yöneticilerin işbaşına gelmeleri için çaba harcamalılar.

Evet, 7 Ocak’tan sonra ben de iki av tüfeğimi yağlayıp muhafazaya aldım. Tüfeğimin biri Rus-Baikal çifte, 30 yıldır kullanıyorum, diğeri ise bu sezon başında Beyşehir-Üzümlü’den aldığım Fortune  4+1 yarı otomatik tüfek… Bu tüfeği alış öykümü kısaca anlatırken, bir yandan da üzüm bağlarından silah sanayisine geçiş yapan bir kasabanın (şimdi Beyşehir’in bir mahallesi) durumuna değinmiş olacağım.

  1. Yazıyı zevkle okudum, toroslarda gezinmiş gibi oldum. Emeğinize, yüreğinize sağlık ☺

Emekli polis olan yeğenim bir gün bana Üzümlü’de iyi bir ustayı tanıdığını, ona bir tüfek yaptıracağını, şayet istiyorsam aynı tüfekten bir tane de benim için ısmarlayabileceğini söyledi. Bunun üzerine ona şöyle dedim:

–Yeni bir tüfeğe ihtiyacım var, yerli tüfek sanayisi çok da gelişti, fakat eski avcılar bize şöyle derlerdi, “Avrat hariç, her şeyin Avrupalısını alacaksın.” Şaka gibi gelebilir ama bu deyiş yılların verdiği bir tecrübenin sonucudur. Elimde yıllardır kullandığım Rus malı bir çifte var, doğrusu yine Rus malı bir yarı-otomatik almayı düşünüyorum.

–Yerli sanayi çok gelişti, dünyanın dört bir yanına ihracat yapılıyor, dedi yeğenim, ayrıca ustayı yıllardır tanıyorum, bizi mahcup etmeyecek, bana güven.

Bunun üzerine açtım telefonu, ustayla görüşmeye başladım. Kullandıkları çeliği, namlu kalibresi ve uzunluklarını, gazlı veya kinetik enerjiyle mi çalıştığını, dipçikte kullanılan ceviz ağacı kalitesini sordum. Ustadan tatminkâr yanıtlar alınca, “Peki öyleyse, kaparoyu gönderiyoruz, yap bize yedek namlulu iki tüfek,” dedim

Bir ay sonra usta telefon etti:

–Tüfekler hazır, Hocam.

Yeğenim kendi tüfeğini kargo ile aldı, bense yerinde teslim almayı tercih ettim. Mayıs ayının güneşli bir gününde, Antalya’dan araca atladığım gibi, Beyşehir-Üzümlü’nün yolunu tuttum. Gittiğim yol Torosları dolana dolana tırmanan bir güzergâh, bu rotayı her zaman sevmişimdir, bu kez de keyifli sürüş yaptım.

Zirveye yaklaşırken sağ tarafımda artık son demlerini yaşayan bir kar kütlesine gözüm ilişti. Kayalıklar arasında yalnızlaşmış bu kar kütlesinin sıcak beyazlığına dokunmadan geçip gitmek istemedim. Aracımı sağa çekip güvenliğe aldıktan sonra kar kütlesine indim ve mevsime direnen bu büyülü beyazlığa dokundum.

Karın beyazlığına dokunmak, sevdiğim bir şarkıyı dinlemek gibi geldi bana. Keyifli sürüşüme devam edip sola saparak Beyşehir yoluna girdim. Tenha, insana haykırma isteği veren ferah bir yol. Sağlı sollu uzanan dağların görkemli bir duruşu var. Çoğunlukla kurşuni zeminleri çam ormanlarıyla kaplı, kel olan zirveler ise bu manzaraya yüksekten bakıyor gibi. İnsanın içinden araçtan inip dağlara doğru koşmak geliyor…

Navigasyon sayesinde sağa saparak kese yoldan Üzümlü’ye varılan dağ yolunu kolayca buluyorum. Virajlı, dar yolun sonunda bir tepenin düzlüğüne geliyorum ve Üzümlü kaliteli, berrak bir yalnızlık içinde karşımda duruyor. Araçtan inip şimdi artık adı mahalleye çıkmış bu endüstriyel kasabayı izliyorum. Üzüm bağlarından tüfek sektörüne geçiş yapan gelişim sürecini düşünüyorum. Elime silah aldığım ilk gençlik yıllarımdan beri bu beldeyi ve Huğlu’yu hep merak etmişimdir. Eskiden av tüfekleri sadece Kırıkkale, Huğlu ve Üzümlü’de yapılırdı. Öyle ki evliliklerde erkek tarafı kız tarafına mutlaka bir Kırıkkale çifte hediye ederdi. Bizim ilk avcılarımız bu tüfeklerle yetişti, o günkü teknolojiye rağmen kaliteli ürünlerdi ve sahiplerinin güvenini kazanmış silahlardı.

Mustafa Usta ile buluşmamız zor olmuyor. Birlikte Eşrefoğlu Silah’a doğru yol alıyoruz. Mustafa bu arada kasabayla ilgili kısa bir özet yapıyor.

– Üzümlü Tüfek Kooperatifi dağıldıktan sonra, her 10 metrede bir silah imalathanesi açıldı. Buradaki 3 büyük silah fabrikasının yanı sıra 145 civarında küçük imalathane bulunuyor. Atölyelerde ağırlıklı olarak av tüfeği üretiliyor ve işler fena değil. Atölyeler tıpkı fabrikalardaki imalathane bölümleri gibi birbirlerinin işini yapıyorlar. Üzümlü iş alanı olduğundan çokça göç alıyor. İşçilerin yaşları 20-30 arasında değişiyor. Başta Beyşehir olmak üzere Konya’nın değişik ilçelerinden gelen bu gençler haftanın 6 günü sabah 8 akşam 5 çalışıyor. Son zamanlarda Suriye’li gençler de geldi. Burası Türkiye’nin küçük Çin’i gibi… Ucuz silah da var, pahalı da, kalitesine göre yani… Kasabanın ve hatta Beyşehir’in gelir kaynağı silah ihracatına dayanıyor. Üzümlü, ekonomik olarak Beyşehir’den daha iyi.

Mustafa Usta’ya:

“Keşke ucuz silah üretmeseler de dünyaca tanınmış bir Üzümlü Markası yaratsalardı. Burada kime sorsan 4140 çelik kullandığını söyler, ama silah bayileri, 4140 çeliği kullansalar o fiyata silah üretemezler, diyorlar. Bu durum güven kaybına neden oluyor,” diye açıklama yapmak istedimse de onun keyfini bozmamak için sessiz kaldım.

İmalathane kasabanın dışında iki katlı bir bina içinde üretim yapıyor. Alt katta makinalar, üst katta ise montaj ve paketleme işleri yürütülüyor. İmalathane müdürü Mehmet Bey genç, araştırıcı, çalışkan biri, aynı zamanda misafirperver… Kahve içimi eşliğinde silah, avcılık, çevre üstüne hoş bir sohbet geçiyor aramızda. 

Ardından benim silahın deneme atışı için yine bina içindeki test poligonuna geçiyoruz. Elemanlardan biri silahın namlusunu metal kaplı mazgala sürüp art arda basıyor tetiğe.

–Dan dan dan, dan dan!

Bu test atışları birkaç kez devam ediyor. Sorun yok. Fakat ben dışarıda hedefe tek kurşun atışı yapmak istiyorum. Mustafa, tamam, diyor ve yanımıza birkaç paket tek kurşun alıp dışarı çıkıyoruz. Yüksek bir tepenin yamacındaki boş bir araziye gidiyoruz. Önce Mustafa atış yapıyor, ardından ben deniyorum. Olacak ya, benim atışımda mekanizmaya fişek sıkışıyor. Bu duruma aldırmıyoruz, hemen montaj bölümüne dönüyoruz Montaj Ustası tüfeğin mekanizma yayını ve birkaç aksamını daha değiştiriyor. Yeniden aynı test atışları… Bu kez selamete çıkıyoruz.

Tüfeğimin faturasını kesip imalathanedekilere veda ettikten sonra, Mustafa Usta ile kasabanın diğer atölyelerini dolaşıyoruz. Bu atölyelerde samimi bir çabayla maharetini sergileyen ustalarla sohbet ediyorum. Bu küçük kasabada üretilen emeğin gerçekten dünyanın birçok yerine ulaştığına bir kez daha tanık oluyorum.

Konya’ya gidip etli ekmek (pide) yememek olmaz. Ehil bir mekânda yapılmış etli pide ve üstüne kalaylı bakır tasta yayık ayranı, oh, değme keyfine…

Dönüş yolundayım, yol müziği eşliğinde yine keyifli bir sürüş halindeyim. Hızla geride kalan Orta Toroslar bana el sallıyor gibi. Aracın pencere camını ıslıklayan rüzgâr, duygularımı Toroslara taşısın istiyorum.

Yeni bir yazıda buluşmak gayretiyle!  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Süper Lig ve 1. Lig’de 21. Hafta Hakemleri

Ankaragücü Futbolcuları Kahvaltıda Buluştu