Başkent’in Süper Lig’deki tek temsilcisi Gençlerbirliği, kendi sahasında Çaykur Rizespor ile 2-2 berabere kaldı.
Geçen haftaki yazımın konusu “Natura markasının laneti” üzerineydi.
Lanet bu hafta da sürdü, ilk yarıda mükemmel bir oyunla 2-0 öne geçen Gençlerbirliği iki önemli oyuncusunu sakatlık nedeniyle kaybetti.
Önce 39. dakikada Oğulcan sakatlandı, Göktan oyuna dahil oldu.
Göktan sanki ilk 11 başlamamanın kırgınlığı ile maç boyunca çok vurdumduymazdı.
Gençlerbirliği’ni asıl yıkan ise 59. dakikada son haftaların en formda ismi Koita’nın sakatlanması oldu.
Koita’nın yerine oyuna alınan Niang, önce sakatlık nedeniyle bir ay sahalardan uzak kalmış, sonrasında da mali konulardaki rahatsızlığından dolayı bir hafta antrenmanlara çıkmamış bir oyuncu.
Ondan da tam verim istemek haksızlık olurdu.
İlk yarıda makine düzeninde işleyen bir takımın iki önemli dişlisi devre dışı kalınca oyundaki üstünlük son yarım saat Çaykur Rizespor’a geçti.
İki karambol pozisyonunda rakibin sağ bekinin attığı 2 golle maç 2-2 sona erdi.
Maçı ve sonrası yaşanan gelişmeleri yorumlamadan önce hakem hakkında bir çift laf etmek istiyorum.
Samet Akaydın’ın kendi kalesine gol attığı pozisyon öncesi, hemen birkaç metre ötesinde Fıratcan ile Mihaila arasında oyun kuralları çerçevesinde bir mücadele yaşandı.
Hem orta hakem Ömer Tolga Güldibi hem de yardımcısı Süleyman Özay; sadece birkaç metre ötelerinde yaşanan mücadeleye doğal olarak devam kararı verdiler.
Sonrasında Oğulcan’ın yaptığı ortada araya girmek isteyen Samet, ters bir hareketle topu kendi filelerine gönderdi.
Aslında hiç karışmaması gereken bir pozisyona VAR müdahil oldu, orta hakem gözü önünde gelişen ve devam kararı verdiği pozisyonu bu kez monitörde faul olarak gördü, golü iptal etti.
Allah’ın takdiri sadece birkaç dakika sonra benzer pozisyon yaşandı, bu kez Ali Sowe kendi kalesine gol attı.
Çaykur Rizespor maçlarında yıllardır hakem faciaları yaşanır.
O facialardan birine verilen tepki yüzünden Ankaragücü iki yılda iki lig düştü.
Neyse ki Gençlerbirliği mücadelesini saha dışında değil de saha içinde veriyor.
Maç bitti, herkes gibi çok üzgün olan Metin Diyadin basın toplantısını yaptı, son yarım saatte takımın geriye yaslanmasının kendi inisiyatifinde olmadığını, futbolcuların tercihi olduğunu söyledi.
“Geriye çekilmektense maç kaybetmeyi tercih ederim” mealinde de bir açıklama yaptı.
Metin Hoca’yı yakından tanırım, oldukça soğukkanlıdır, kolay kolay sinirlenmez.
Sinirlenince de onu hiçbir şey durduramaz.
Belli ki sıkıntıları vardı, o sıkıntılar hocayı agresifleştirmişti.
Maç boyu saha kenarında çok sinirliydi.
Gençlerbirliği’nde ciddi sorunlar var, gizlemek isteseler de herkes biliyor.
Prim tartışması olarak adlandırılsa da Başkan Arda Çakmak’ın son haftalardaki Gençlerbirliği geleneklerine yakışmayacak davranışları ilişkileri kopma noktasına getirdi.
Bir iki hafta önceydi sanırım, bir gazeteci ile çok da sevdiğim bir sportif direktör arasında yaşanan tartışmada şu anda başka bir kulüpte çalışan sportif direktörün, “Arda Çakmak başkan, sportif direktörü görevden alacaktı. Ben sezon sonuna kadar devam etmesini önerdim” cümlesini sosyal medyada paylaşması, Gençlerbirliği’nin berbat ötesi yönetildiğini çok net gösteriyordu.
Sportif direktör Ali Ekber Düzgün’ün de o paylaşımdan sonra istifa etmemiş olmasına şaşırdığımı söyleyebilirim.
Ardından prim kavgası başladı.
Metin Diyadin’i Ankaragücü’nü çalıştırırken yakından tanıdım.
Kovulmaktan kesinlikle korkmaz, futbolcunun hakkını sonuna kadar arar.
Bence Arda Çakmak da Metin Hoca’nın bu yönünü bildiği için özellikle prim tartışmasını başlattı.
Metin Hoca’nın kendiliğinden istifasını bekledi.
Metin Hoca hem yönetimle kavgasını etti hem de görevinin başında kaldı.
Baktılar Metin Hoca’yı yıldıramayacaklar, tek maç üzerinden sportif başarısızlık kılıfı uydurup tek taraflı fesih yaptılar.
Metin Hoca’nın bu maç sonrası kovulması şarttı.
Çünkü önümüzdeki iki hafta Gençlerbirliği düşmeleri neredeyse kesinleşen Eyüpspor ve Kayserispor ile oynayacak.
Bu maçlarda alınacak 6 puan Gençlerbirliği’ni çok yukarılara taşır, Başkan Arda Çakmak amacına ulaşamazdı.
Metin Diyadin’in yerine gelecek isimler medyaya yansımaya başladı.
“Seçkince” mahlasıyla yazan VİRALSPOR yazarı, Gençlerbirliği’nin Özhan Pulat ile prensipte anlaştığını iddia etti.
Bir iddia da GHA’dan geldi: Bülent Uygun.
İstanbul medyası Marcus Gisdol, Selçuk Şahin diyor.
Çok gecikmez, bugün yarın yeni hoca belli olur.
Bundan sonra ne olur?
Metin Hoca sosyal medyada subliminal mesajlar vermeye başladı.
Önce 01.32’de “Yalan söyleyenler doğru söyleyenlere inanmazlar” paylaşımı yaptı.
Belli ki yaşananlar rahatsız etmiş kendisini, uyutmuyor; saat 03.11’deki paylaşımında “Sorunun kendinde olduğunu anlamayan insanlar, çözümü başkalarının huzurunu bozmakta ararlar” ifadesini kullandı.
Kendisini gece yarısı aradım, açıklama yapmak ister misin diye sordum, “Pazartesi geniş şekilde” yanıtını verdi.
Sonrasında da bana bir reels video gönderdi.
Onda da şu ifadeler yazılıydı:
“Bir sabah uyanırsınız ya bir “keşke”sinizdir ya da bir “neyse”.
Ve gün biter; ya “her şey”sinizdir ya da “hiç kimse”. Bir hiç için bunca gürültü…”
Tecrübelerime göre Metin Diyadin konuşup gerçekleri ortaya koyar, gerçek Gençlerbirlikliler evlatlarına sahip çıkar.
Kazanan taraf Metin Diyadin olur.
Kaybeden, zaten lanetli isim sponsorluğu sözleşmesiyle tepkileri çeken, ardından “camianın evladı” dediği Metin Diyadin’i kovan Arda Çakmak olur.
METİNER ERDEM




