Ankaragücü Başkanı İlhami Alparslan’la geçen gün bir görüşmemiz oldu.
Sohbet sırasında söylediği bir söz beni üzdü.
Yazıp yazmamakta kararsız kaldım.
Ancak bunu kişisel bir mesele olarak değil, Ankaragücü’nün geleceği adına değerlendirdiğim, şimdiden önlem alınmasını düşündüğüm için kaleme almaya karar verdim.
Başkanla siyasi ve dünya görüşlerimiz birbirine 180 derece zıt.
Bugüne kadar bu konuya hiç değinmedim, önemsemedim de.
Çünkü söz konusu Ankaragücü olduğunda insanları siyasi düşünceleriyle değil, kulübe yaptıklarıyla değerlendiririm.
Birkaç ay önce Başkan’a muhalif bir yönetim kurulu üyesinin daveti üzerine bir yemeğe katıldım.
Bana, yönetim kurulunun ilk toplantısında aldığı notları gösterdi.
Başkan İlhami Alparslan, Ankaragücü medyasıyla ilgili bilgilendirme yaparken muhatap olunacak üç gazetecinin adını vermiş, benim içinse “Problemli, uzak durun” demiş.
Yalansa, o yöneticinin boynuna.
İlhami Alparslan, Muhammed Yaman yönetiminin unvanı bile olmayan bir üyesiyken onun ismini ilk gündeme getirenlerden biri bendim.
Başkanlığa aday olması konusunda ısrar edenlerden biri de bendim.
Buna rağmen o notu görünce en küçük bir kırgınlık yaşamadım.
Çünkü bir bakıma haklıydı: Konu Ankaragücü olduğunda gerçekten problemli biriyim.
Mütevazı olmayacağım; mesleğimde iyiyim.
Sağlam bilgiye ulaşırım.
Ne Polyannacılık yaparım ne de kimseye yaranmak için kalem oynatırım.
İnandığım doğrular uğruna tepki göreceğimi, hatta tek başıma kalacağımı bilsem de mücadele ederim.
Mehmet Yiğiner’e çok büyük destek verdim.
Sonrasında öğrendiklerim, karşı tarafa geçmeme neden oldu.
Herkes Mehmet Yiğiner’i alkışlarken, kulübün anahtarının “İstanbul Tayfası”na teslim edildiğine dair sağlam bilgiler gelince karşı çıktım.
Fatih Mert üst üste iki küme düşmenin sorumlusu ilan edilip linç edilirken, o olmasaydı Ankaragücü’nün Yiğiner döneminden kalan 50-55 milyon avroluk borçla amatöre kadar sürükleneceğine inandığım için kendisini takdirle andım.
Faruk Koca’yı başkanlığa gelene kadar destekledim.
Ancak çevresini Ankaragücü’nü kişisel çıkarları için kullananların sardığını görünce karşısında durdum.
İsmail Mert Fırat ilk seçiminde ayakta alkışlanırken ben muhaliftim.
Gazi Ercüment Tekin’e Bağımsız Ankaragüçlüler Platformu Başkanı olduğu dönemde büyük destek verdim, ancak başkanlığında projelerinin ve sponsorluk vaatlerinin hayalden ibaret olduğunu fark edince bütün camiayı karşıma alma pahasına kendisini eleştirdim.
Sonunda kulübü kalıcı transfer yasağı ve puan silme tehlikesiyle bırakıp gitti.
Muhammed Yaman’ın iyi niyetine inandım ama maddi gücünün yetersiz olduğunu gördüğümde ona da muhalif oldum.
On yıllık Ankaragücü yazarlığımın yaklaşık sekiz yılı muhalif yazılarla geçti.
Ben problemli olmayacağım da her yönetimi görevdeyken alkışlayıp ancak görevden ayrıldıktan sonra eleştirenler mi problemli olacak?
Bugüne kadar eleştirmediğim tek başkan İlhami Alparslan’dır.
Çünkü onun Ankaragücü’nün Süleyman Seba’sı olma hayaline inandım.
O da şimdiye kadar yaptıklarıyla bu inancımı boşa çıkarmadı.
Fakat görüşmemizde söylediği şu söz içime oturdu: “Bu sezon takımı şampiyon yapıp gelecek yıl zengin bir iş insanına teslim edeceğim.”
Buradan kendisine sesleniyorum.
Sevgili Başkan, sen bu takımı şampiyon yap; ne ben ne de bu taraftar senin başkanlığı bırakmana izin verir.
Bu sezon gelecek şampiyonluk, Ankaragücü’nü öyle bir havaya sokar ki istesen de gidemezsin.
Bu kulübün Süleyman Seba’sı olursun.
Şehirde oluşturacağın atmosfer sayesinde, bugün kulübü teslim etmeyi düşündüğün iş insanları yarın senin yönetim listene girebilmek için yarışır.
Lütfen bu düşünceyi kafandan çıkar.
Hayalinden vazgeçme.
Benim gibi “problemli” biri bile sana amasız, fakatsız destek veriyorsa bu şehir çok daha fazlasını verir.
Bu hikaye yarım kalmamalı, sevgili Başkan.
Bir de Fenerbahçe meselesi var…
Fenerbahçe-Lyon maçında Fenerbahçe gol atınca sevindiğim görüntüler sosyal medyada paylaşıldı.
Sanki bir Türk takımı, yabancı takıma gol atınca sevinmek suçmuş, sanki çok gizli bir konu ifşa olmuş gibi yorumlar yapıldı.
Kayseri’nin ücra köylerinden birinde, 1960’lı yılların başında dünyaya geldim.
“Coğrafya kaderdir” derler.
Doğduğum evde annem, babam, iki ağabeyim ve ablam Fenerbahçeliydi.
Kayserispor bile henüz kurulmamıştı.
Benden o evde Ankaragüçlü doğmamı mı bekliyorsunuz?
Ben taraftar değil, gazeteciyim.
Geçmişimi de hiç saklamadım.
Beni tanıyan herkese sorun; en büyük Ankaragüçlü gazeteci Alper Bakırcıgil’e, Atila Kiper’e, Orhan Sal’a, Serkan Macit’e ve Ahmet Sülak’a sorun, geçmişimi saklıyor muyum?
Ankaragücü’yle Gümüşhanespor maçında tanıştım.
O gün ölümden döndüm ama Ankaragücü taraftarını da o gün tanıdım.
Geç de olsa bu kulübe gönlümü kaptırdım.
Ankaragücü üzerinden bir kuruş kazanmadım.
Ücretli çalışma tekliflerini, bir gün kulüp üzerinden para kazanmak isteyenlerin beni kullanabileceğini düşündüğüm için reddettim.
Ailemde hiçbir zaman “Ya ben ya Fenerbahçe” sözü duymadım, fakat son on yılda evimde yüzlerce kez “Ya ben ya Ankaragücü” tartışması yaşadım.
Ankaragücü’nü seviyorum.
Ankaragücü yazarı olmaktan gurur duyuyorum.
Gerisi lafügüzaf.
METİNER ERDEM




