Tam 133 gün oldu.
Ankaragücü’nün İskenderunspor ile oynadığı son lig maçının üzerinden 133 gün geçti.
Dile kolay…
Ankaragücü’nü, tribünleri, sarı-lacivert formayı ve maç günü yaşanılan o heyecanı özledik.
Yeniden Eryaman’ın yolunu tutmayı, dostlarla buluşmayı, maç başlamadan kadroyu tartışmayı, hakemin düdüğüyle birlikte doksan dakikalığına dünyadan kopmayı özledik.
Kısacası Ankaragücü’nü çok özledik.
Ben bu takıma güveniyorum.
Bu kadronun özellikle ilk beş haftada beşte beş yapabilecek kaliteye ve tecrübeye sahip olduğunu düşünüyorum.
Doğru oyun, güçlü mücadele ve tribün desteğiyle Ankaragücü lige damgasını vurabilir.
En çok güvendiğim isim ise Başkan İlhami Alparslan.
Ancak benim başkana güvenmem tek başına çok fazla anlam taşımaz.
Asıl güvenmesi gerekenler futbolcular ve teknik heyettir.
Gördüğüm kadarıyla onlar da başkanın sonuna kadar arkasında.
Takımın ve teknik heyetin yönetime duyduğu güveni gördükçe benim Ankaragücü’ne olan inancım artıyor.
İlhami Alparslan dün telefonla aradı.
Yaklaşık bir saat konuştuk.
Anlattıklarını dinledikçe, Ankaragücü’nü ayakta tutabilmek için nasıl zor bir mücadele verdiğini bir kez daha gördüm.
Öyle ayrıntılarla, öyle güçlüklerle uğraşıyor ki insan gerçekten şaşırıyor.
Deyim yerindeyse sinekten yağ çıkararak bu takımı yaşatmaya ve şampiyonluk yarışında tutmaya çalışıyor.
Hele Ankaragücü için yaptığı kişisel fedakârlıklar…
Kaç kişi, hayatta en çok sevdiği insan hastanede son derece önemli operasyon geçirirken, acısını içine gömüp Ankaragücü’nün 116. yıl etkinliklerine katılabilir?
Kaç kişi kalbi hastanede kalmışken yüzüne başka bir ifade takıp Gençlik Parkı’na gelebilir?
Ankaragücü’nün böyle bir başkanı var.
Son günlerde “Ankaragücü’nden yeterince bilgi alamıyoruz” şeklinde eleştiriler yapılıyor.
Bu eleştirileri anlıyorum.
Taraftar doğal olarak kulübünde neler olup bittiğini bilmek istiyor.
Biz bir saatlik görüşmemizde Ankaragücü’nün en küçük ayrıntılarına kadar her şeyi konuştuk.
Vergiyi, SGK’yı, sponsorlukları, loca satışlarını, eski yöneticileri, Sırbistan kampındaki hazırlık maçlarını, Arda Ünyay konusunu, Galatasaray’a giden iki genci, futbolculara ödemeleri, FIFA dosyalarını…
Başkan hiçbir konuyu saklamadı.
MKE ile ilgili önemli gelişmelerden ve müjdelerden de söz etti.
Ancak bugün bunları yazmanın Ankaragücü’ne zerre kadar faydası olmayacağına, aksine zarar verebileceğine birlikte karar verdik.
Çünkü söz konusu olan bir kişinin merakı ya da bir gazetecinin haber atlatması değil, Ankaragücü’nün geleceğidir.
Bu sezon Ankaragücü için sıradan bir sezon değil.
Ankaragücü şampiyon olur ve bir üst lige çıkarsa önü açılır.
Camia yeniden ayağa kalkar, umut büyür ve kulübün geleceği daha sağlam bir zemine oturur.
Aksi durumda ise ekonomik ve idari sorunların büyüdüğü, belirsizliğin ve kaosun hâkim olduğu çok daha zor bir dönem başlayabilir.
Bu nedenle herkesin kişisel hesabını, kırgınlığını ve öfkesini bir kenara bırakması gerekiyor.
Bu arada bir özür borcum da var.
Ankaragücü yönetimi, bu sezon kâğıt bilet uygulamasının olmayacağını 19 Haziran’da açıklamış.
Ben ise karar yeni alınmış gibi yönetime sitem etmiştim.
Bu konuda haksızdım.
Özür diliyorum.
Ancak 19 Haziran’daki açıklamaya ve kâğıt biletin kulübe ne kadar büyük bir mali yük getirdiğinin anlatılmasına rağmen hâlâ kâğıt bilet beklentisi içinde olmanın da bir anlamı yok.
Bunun en güzel örneği Bursaspor.
Passolig’e rağmen 40 bin kişilik stat neredeyse her maç doluyor.
Gençlerbirliği bile maçlarını 17-18 bin taraftarın önünde oynayabiliyor.
Ankaragücü’nün taraftar gücü ve potansiyeli ise bunların hiçbirinden az değil.
Bunca iddiaya, bunca beklentiye ve şampiyonluk hedefine rağmen ilk maçta tribünlerde yalnızca 3-5 bin kişi olacaksa…
Diyorum.
Ve burada noktayı koyuyorum.
133 gün bekledik.
Özledik.
Şimdi kırgınlıkları geride bırakma, tribünde buluşma ve Ankaragücü’nün arkasında dimdik durma zamanı.
METİNER ERDEM




