Ankaragücü, Beyoğlu Yeni Çarşı’yı 3-2 yenerek 2 maç aradan sonra haftayı 3 puanla kapattı.
Elazığspor hezimetinden sonra toparlanmak kolay değildi.
Hele de son 5 maçta kaybetmemiş (2G, 3B), bu maçlarda sadece 1 gol yemiş bir rakiple oynuyorsanız.
Aslında Beyoğlu Yeni Çarşı’nın geçmiş maçlarından bazılarını izlemiştim.
İnanılmaz yüksek sayıda pas yapıyorlar, defansta fena değiller ama ofansif olarak zayıf bir ekip.
Son 5 maçta kaybetmezken, sıradan rakiplerle değil, İskenderun, Adana 01 FK, Elazığspor gibi Ankaragücü’nü yenmiş, grubun elit takımları karşısında bu başarıyı elde etmişti.
5-0’ın moral bozukluğu, üstüne de zor rakip…
Bu maçta iyi futbol beklemek hayalperestlikten başka bir şey değildi.
Recep Karatepe hoca, ancak tecrübe ile kazanılacak bu maçta hata yapmadı, çift forvet sevdasından vazgeçti, sağlam ne kadar tecrübeli oyuncusu varsa sahaya sürdü.
Genç futbolcuyu oynatmak, ülke futboluna kazandırmak her Türk teknik direktörün hayalidir.
Ancak bazen genç futbolcuyu kazanmak için bazı maçlarda oynatmamak gerekir.
Aynı dün Atakan Güner’i ilk 11 başlatmamak gibi.
Muhammed Hüseyin Sevgili, hepimizin çok beğendiği, büyük umutlar beslediği henüz 19 yaşındaki bir futbolcu.
Stoper mevkisinde Osman Çelik, Mahmut Tekdemir, Özgür Aktaş, Diego Özçakmak, Mert Can gibi rakipleri olsa da sakatlık ve cezaların da etkisiyle formayı kapmayı başardı.
Çok başarılı maçlar da çıkardı.
Ancak son haftalarda form düzeyi geriledi, sorumluluk almaktan kaçan, sürekli geri pas yapan bir oyuncu görünümü almaya başladı.
Elazığspor maçında da çok kötü oynadı.
Tabi o maçta herkes kötüydü o da ayrı bir konu.
Bu maça da kötü başladı.
İlk golde hatası vardı, penaltıyı yapan oyuncu oldu.
Maç kazanılmasaydı, muhtemelen büyük linç yiyecekti.
Recep Hoca, keşke bu maçta stoper tandemini Osman Çelik, Mahmut Tekdemir ya da Osman Çelik, Diego Özçakmak ikilisiyle yapsaydı.
Haftaya Altınordu maçıyla da Muhammed Hüseyin Sevgili’ye dönüş yapardı.
Maça dönersek…
Ankaragücü, tecrübeli oyuncuların katkısıyla maça iyi başladı.
Üçüncü ve ikinci bölgelerde pres yapıp, rakibin pas alışverişlerini kesti, geçiş oyunuyla pozisyon bulmaya çalıştı.
Kornerden gelen bir hava topunda golü yemesine karşın, oyundan kopmadı.
İlk golde Halil İbrahim Pehlivan’ın asisti kadar, onu nefis bir topuk hareketiyle topla buluşturan Miraç Şimşek büyük pay sahibiydi.
Halil İbrahim Pehlivan’ın da al da at dercesine süper asisti, bu maçın döneceğinin habercisiydi.
İlk golün sahibi Yusuf Mervan Yiğit, ikinci golde harika asist yaptı.
Enes Tepecik de olağanüstü son vuruş becerisiyle takımını öne geçirdi.
Ankaragücü maçı alıp götürecek derken, ilk yarının uzatma dakikalarında gelen penaltı golü, rakibi umutlandırdı, Başkent ekibini moral olarak çökertti.
İkinci yarı, sahada sürekli pas yapan ama bu pasları pozisyona çevirmekte zorlanan Beyoğlu Yeni Çarşı ile ne yaptığı bilinmeyen bir Ankaragücü vardı.
Recep Hoca’nın değişiklikleri fayda etmedi.
Bazen şans da gerekiyor.
Belki de bu sezon ilk kez şans Ankaragücü’nden yanaydı.
Maçın son dakikalarında Mahmut Tekdemir’in pas vermek isterken rakibe çarpan topun filelerle buluşması üç puanı getirdi.
Bu gol öncesi de maçın Ankaragücü açısından yıldızı Fatih Arhan’ın presi, top kapması, kaptığı topu ileri taşıması galibiyette önemli rol oynadı.
Recep Hoca maç sonrası basın toplantısında gazetecilerin sorusu üzerine Fatih Arhan’ı övdü.
Ancak göreve başlar başlamaz Fatih Arhan’ı yetersiz görüp yeniden altyapıya gönderen de kendisiydi.
Bahis cezaları, sakatlıklar olmasa Fatih Arhan yeniden A takıma çıkamayacak, belki U19 takımında paslanıyor olacaktı.
Fatih Arhan’ın hikayesi çok özel.
Bu 19 yaşındaki arkadaş, Mustafa Kaplan kendisini A takıma aldığında antrenman dışında inşaatlarda çalışarak kendisinin ve ailesinin geçimini sağlıyordu.
Etimesgutspor altyapısında yetişmiş, Ankaragücü’ne gelmiş.
Ankaragücü’ne Fatih Arhan’ı kim kazandırdıysa Allah ondan razı olsun.
Umarım Başkan İlhami Alparslan, maddi sorunlarının çözümü için bu oyuncunun sözleşmesinde bir iyileştirme yapar, uzun süre Ankaragücü’nde forma giyer.
Dün, Gençlerbirliği-Trabzonspor maçındaki bir olaydan dolayı disiplin süreci yaşadığımdan dolayı TSYD tarafından maça akredite edilmedim.
Yani 6222’lik bir konu değil.
Disiplin süreci de tamamlandı.
Ayrıca diyelim ki bir Ankara takımı için kavga etmişim, 6222’den cezalıyım, maça gelemiyorum, bundan bu kadar keyif almak nedir ya?
Hele de bu konuyu taraftara yıllardır her konuda destek olduğum, sözde meslektaşım bir kişinin ballandıra ballandıra aktarmış olması inanın içimi acıtıyor.
Ben Anadolu Ajansı’nda dahi muhalif haberler yapan bir gazeteciydim, sayısız soruşturma geçirdim, savunma verdim.
Benim haberimle görevden alınan iktidar partisi belediye başkanları oldu.
Şu an Cumhurbaşkanı danışmanı olan o belediye başkanı bile mahkeme kararından sonra kimseye röportaj vermedi, sadece benimle konuştu.
Çünkü benim sadece gazetecilik yaptığımı biliyordu.
Her gelen iktidarın, her kulüp yönetiminin güzellemesini yapmak, sadece gittikten sonra eleştirmek kolay.
Hele bugünkü sosyal medya ortamında kulüp yönetimlerini eleştirmek, trollerle mücadele etmek herkesin harcı değil.
Ben bu yolu seçtim, doğru bulmadığım konuları sırf yönetimlerle iyi geçineyim diye yazmamazlık etmedim, etmeyeceğim de.
Linç edilmek umurumda değil.
Benim eleştirdiğim konuların aksini iddia edenlere de hodri meydan.
İstedikleri platformda, istedikleri şekilde.
Son haftalarda da oynanan kötü futboldan dolayı teknik direktör Recep Karatepe’yi eleştiriyorum.
Nedeni de bu takıma çok inanmam, belki de Recep Karatepe’den bile fazla güvenmem.
Recep Karatepe’nin teknik direktör olarak inişli çıkışlı performansı var, kimi beğeniyor, kimi beğenmiyor.
Ben onu asıl kişilik olarak çok sevemedim.
Bu da tamamen aramızdaki bir konu.
Bu yüzden belki eleştirilerim abartılı oluyor, benim de kusurum bu.
Sevmeyince olmuyor, yapamıyorum.
Mustafa Kaplan ile Mehmet Yiğiner’in başkanlığı döneminde tanıştık.
O günden beridir de dostluğumuz var.
Sezon başı göreve geldi, çok zor şartlarda bir takım kurdu, sportif başarısızlık kılıfıyla henüz 3. haftada görevden alındı.
Mustafa Hoca’nın, “Bu takımdan şampiyonluk beklemeyin, hedefimiz ligde kalmak” açıklaması son derece yanlıştı.
Aynı Recep Karatepe’nin Eryaman’da berabere biten Altınordu maçından sonra “Elimdeki malzeme bu” açıklaması gibi.
Bu yüzden teknik direktörler inanmadığı bir takımda kalmamalı, kendi isteğiyle istifa etmeli.
Bugün Recep Karatepe görevden alınır, yerine Mustafa Kaplan getirilirse ilk eleştiren kişi ben olurum.
Mustafa Kaplan’ı teknik direktör olarak beğensem de koskoca Ankaragücü’nün, Recep Karatepe/Mustafa Kaplan seçeneklerinde sıkıştırılmasını kabul etmem.
Son olarak takımın galibiyeti başkan İlhami Alparslan’a armağan etmesini, soyunma odasındaki görüntüleri önemsiyorum.
Ancak, İlhami Başkana abi tavsiyesi, her antrenman, her maç sonu soyunma odası görüntüleri dengeyi kaçırır.
Başkanlar biraz yukarıda olmalı.
Benim yoğurt yeme şeklim bu diyorsanız başka.
Ben sadece tecrübelerimi paylaşayım istedim.
METİNER ERDEM




