Gençlerbirliği’nde birkaç hafta önce “yönetim içinde görüş ayrılığı” olarak görülen tablo, artık açık bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda.
Başkan Haydar Arda Çakmak’ın düzenlediği basın toplantısı, bunun en net göstergesi oldu.
Çakmak’ın kullandığı ifadeler oldukça sertti.
Yaşananları bir fikir ayrılığı ya da yönetim içi muhalefet olarak değil, “başkanı devirme, sindirme ve istifaya zorlama girişimi” olarak tanımladı.
Bu, sıradan bir yönetim tartışmasının çok ötesinde bir söylem.
Peki gerçekten öyle mi?
Bu sorunun cevabını bugün vermek mümkün değil.
Çünkü kamuoyu şu ana kadar yalnızca bir tarafı dinledi.
Diğer yöneticilerin de anlatacakları mutlaka vardır.
Ancak şu da bir gerçek ki, Çakmak’ın ortaya koyduğu bazı iddialar ciddiyetle incelenmeyi hak ediyor.
Bu iddiaların altı doluysa, Gençlerbirliği çok tehlikeli bir sürecin içine girmiş demektir.
Eğer değilse, o zaman da bu kadar ağır ithamların hesabı verilmelidir.
Ancak bu tartışmada gözden kaçırılmaması gereken başka bir gerçek var.
Ortada sadece bir güç mücadelesi yok.
Ortada, belki de Gençlerbirliği’nin uzun yıllardır ihtiyaç duyduğu ortak yönetim anlayışını oluşturabilecek bir fırsat da vardı.
Transfer komitesi…
Sponsorluk komitesi…
Mali denetim komitesi…
Bunların isimlerine bakınca ilk akla gelen şey darbe değil, kurumsallaşmadır.
Sorun, bunların nasıl oluşturulduğunda ve hangi niyetle hayata geçirildiğinde düğümleniyor.
Başkanın bilgisi dışında mı yapıldı?
Yetkisini elinden almak için mi tasarlandı?
Yoksa kulübü tek kişinin omuzlarından kurtarmaya yönelik iyi niyetli bir girişim miydi?
İşte bunun cevabını yalnızca bir tarafın açıklamalarıyla bulamayız.
Bu süreçte en çok konuşulan isimlerden biri de Başkan Vekili Arif Ölmez oldu.
Basın toplantısının ardından kendisine yeni yönetimde yer alıp almayacağını sordum.
Kesin kararını vermediğini söyledi.
Ancak kurduğu bir cümle dikkat çekiciydi: “Ya Haydar Arda Çakmak ile seçime girerim ya da hiç olmam.”
Bu sözler, son günlerde adı farklı senaryolarla anılan Arif Ölmez’in en azından bugün itibarıyla tercihini mevcut başkandan yana kullandığını ve muhalif grupla arasına belirgin bir mesafe koyduğunu gösteriyor.
Haydar Arda Çakmak’ın açıkladığı mali tablo ise tartışmanın belki de en önemli kısmıydı.
Milyonlarca avroluk yükümlülükler…
Yüz milyonlarca liralık borçlar…
Kısa süre içinde yapılması gereken dev ödemeler…
İşte asıl gündem budur.
Çünkü kongrede kimin başkan olacağından önce, kulübü bu ekonomik yükün altından kimin kaldıracağı sorusu cevap bekliyor.
Bugün isimler konuşuluyor.
Yarın ise para konuşulacak.
Sonra transfer konuşulacak.
En sonunda da puan cetveli konuşacak.
Bu yüzden herkes şunu iyi bilmeli…
Gençlerbirliği’ni mahkeme salonları kurtaramaz.
Basın açıklamaları da kurtaramaz.
Sosyal medyada verilen mesajlar hiç kurtaramaz.
Kulübü ancak birliktelik kurtarır.
Eğer yönetimdeki isimler gerçekten Gençlerbirliği için mücadele ediyorlarsa, kongreye kadar birbirlerini yıpratmak yerine projelerini anlatmalıdır.
Çünkü kongrede kazanan bir kişi olacak.
Ama bu kavga böyle devam ederse kaybeden Gençlerbirliği olacak.
Son sözüm ise her iki tarafa…
Belgeler konuşsun.
Tüzük konuşsun.
Mali tablolar konuşsun.
Ama egolar konuşmasın.
Çünkü İlhan Cavcav’ın en büyük mirası sadece kupalar değildi.
En büyük mirası, kişilerin değil Gençlerbirliği’nin önde tutulmasıydı.
Bugün camianın ihtiyacı olan da tam olarak budur.
Son olarak dün basın toplantısında yanıtlanması istemiyle bazı sorular yayınladım, birçoğunu Başkan sormadan anlattı, diğerlerini de ben sordum.
Cevapları zaten haber metinlerinde yer aldığı için bu yazıda değinilmedi.
METİNER ERDEM




