Gençlerbirliği, 2026-2027 sezonunda A takımın giyeceği şortun ön yüzü için Florya Holding ile sponsorluk anlaşması imzaladı.
Kulübün açıklamasında Florya Holding’in geçmişinden aldığı güç, yenilikçi vizyonu, güçlü altyapısı ve yüzde yüz yerli sermayesi uzun uzun anlatıldı.
Ancak şirketin arkasındaki isimlerden biri olan Ali Osman Avşar’dan tek kelimeyle söz edilmedi.
Bu eksiklik dikkat çekici, hatta biraz da üzücü.
Elbette Ali Osman Avşar’ın isminin açıklamada yer almaması kendi talebi olabilir.
Sponsorluk desteğinin kişisel bir reklama dönüştürülmesini istememiş de olabilir.
Böyle bir tercih varsa buna ancak saygı duyulur.
Fakat bu konuda özel bir talebi bulunmuyorsa, kulübün teşekkür açıklamasında Avşar’ın adının anılmaması doğru olmamıştır.
Çünkü Ali Osman Avşar, yakın geçmişte Gençlerbirliği başkanlığına adaylığını açıklamış, ardından seçim sürecine yönelik itirazlarını dile getirerek yarıştan çekilmişti.
Adaylık döneminde kendisine en fazla yöneltilen eleştirilerden biri de “Gençlerbirlikli olmadığı” iddiasıydı.
Şimdi sormak gerekiyor:
Gençlerbirlikli olmak tam olarak nedir?
Yıllardır genel kurula gelip el kaldırmak mı?
Tribünde görünmek mi?
Kulüp zor durumdayken uzaktan ahkâm kesmek mi?
Yoksa başkan adayı olamasanız, seçimden çekilseniz ve kulübü yönetme imkânını kaybetseniz bile Gençlerbirliği’ne kaynak sağlamaya devam etmek mi?
Bugün kendisini “öz Gençlerbirlikli” olarak tanımlayan kaç kişi ya da kaç şirket aynı sorumluluğu üstlenir?
Gençlerbirliği’nin bugün en büyük problemi para.
Öyle görünüyor ki kulübün kasasına para koyacak yeterli sayıda insan bulunamayınca çözüm futbolcu satışlarında aranıyor.
Önümüzde iki önemli satış var: Ousmane Diabate ve Franco Tongya.
Diabate için daha önce Premier Lig ekiplerinden Brentford ve Tottenham’ın ilgisinden söz edilmiş, genç futbolcunun satışından Gençlerbirliği’nin yaklaşık 3 milyon avro gelir elde edebileceği konuşulmuştu.
Ancak bugün kulağıma gelen iddia çok daha farklı.
Diabate’nin İngiltere’ye 2,5 milyon avro bedelle transfer olacağı söyleniyor.
Üstelik bu paranın tamamı Gençlerbirliği’nin kasasına girmeyecek.
İddiaya göre 600 bin avro Diabate’nin Afrika’daki eski kulübüne, 200 bin avro da menajerine gidecek.
Yani 2,5 milyon avroluk transferden Gençlerbirliği’ne kalacak para yalnızca 1 milyon 700 bin avro.
Dahası da var.
Afrika’daki kulübün, kendisine düşen 600 bin avronun transfer bedelinin tahsil edilmesinden itibaren bir hafta içerisinde ödenmemesi halinde 1 milyon 200 bin avroya çıkmasını öngören bir maddeyi sözleşmeye koydurmak istediği iddia ediliyor.
Gençlerbirliği’nin bu ağır şartı kabul etmek istemediği, karşı tarafın da gerekli onay yazısını bu nedenle geciktirdiği konuşuluyor.
Eğer bütün bunlar doğruysa ortada yalnızca bir transfer pazarlığı değil, Gençlerbirliği’nin ekonomik sıkışmışlığının fotoğrafı var.
Üstelik Diabate tek değil.
Şimdi Franco Tongya’nın da 1,6 milyon avroya satılacağı konuşuluyor.
İki futbolcuyu peş peşe satışa çıkardığınızda mesele artık sportif planlamanın ötesine geçiyor.
Belli ki kimse kulübün acil nakit ihtiyacını karşılayacak ölçüde elini cebine atmıyor.
Para bulunamayınca da takımın değerli futbolcuları birer birer elden çıkarılıyor.
Bu futbolcular gerçek piyasa değerleri üzerinden mi satılıyor, yoksa kulübün acil para ihtiyacı pazarlık gücünü mü ortadan kaldırıyor?
Daha da önemlisi, bugünün borçlarını kapatabilmek için yarının gelirleri mi tüketiliyor?
Bir tarafta başkan olamamasına rağmen sponsor olarak Gençlerbirliği’ne kaynak sağlamaya devam eden bir isim var.
Diğer tarafta 103 yıllık Gençlerbirliği, günü kurtarabilmek için takımın değerlerini birer birer satıyor.
Sonra hâlâ kimin “öz Gençlerbirlikli”, kimin “Gençlerbirlikli olmadığı” tartışılıyor.
METİNER ERDEM




