Serikspor maçı, ilk iki haftayı puansız kapatan Ankaragücü’nün taraftarıyla barışma maçı olacaktı.
Ancak barışmak bir yana, taraftarla takım ve teknik heyet arasındaki makas daha da açıldı.
Üç maç sonunda elde kalan yalnızca 1 puan.
Kaybedilen ise tam 8 puan.
Takım bu hâldeyse herkes eleştiriyi hak ediyor.
Bugün eleştiri sırasının başına taraftarı koyacağım.
Maç saatinde Korsika’dan Milano’ya giderken açık denizde olduğum için karşılaşmayı canlı izleyemedim; maçın tamamını ertesi gün Milano’da bilgisayardan izledim.
Maça gidenlere de özellikle taraftar sayısını sordum.
Maç başlarken tribünlerin bomboş olduğunu, sonrasında gelenlerle birlikte sayının ancak 3-5 bine ulaştığı söylendi.
Ankaragücü kendi sahasında maça çıktığında rakibi kim olursa olsun favoridir.
Çünkü bu takımın arkasında, her koşulda destek veren büyük ve coşkulu bir taraftar kitlesi vardır.
Ya da vardı!
Ankaragücü bu sezon ne yapıp edip bir üst lige çıkmak zorunda.
Aksi takdirde, bu ligde kaldığı sürece transfer yasağından kurtulması da giderek zorlaşacak.
Bu gerçek ortadayken kâğıt bilet, Passo kart ve benzeri gerekçeleri öne sürerek maça gelmemeyi anlamak mümkün değil.
Üç-beş bin kişiyle Eryaman kimseye deplasman olmaz.
Gelelim hakemlere…
Ankaragücü hem geçen hafta hem de bu hafta lime lime doğrandı.
Evet, Ankaragücü kötü oynuyor.
Ancak iptal edilen buz gibi goller, verilmeyen penaltılar, gösterilmeyen kırmızı ve sarı kartlar rakipleri oyunda tutuyor.
Kötü oynuyor olmak, hakemlerin Ankaragücü’nün hakkını yemesini meşru hâle getirmez.
Geçen sezon Ankaragücü’nün TFF ve MHK nezdinde dikkatlerden kaçmayan bir ağırlığı vardı.
Ankaragücü maçlarına ligin en tecrübeli hakemleri atanıyordu.
Ankaragücü maçlarında ciddi hata yapan hakemler haftalarca maç alamıyor, tenzili rütbeyle amatör liglerde görevlendiriliyordu.
Geçen sezon hata yapmamak için özel çaba gösteren hakemler, bu sezon göz göre göre Ankaragücü’nü doğruyor.
Bu hafta bol bol açıklama yapıldı.
Oysa geçen hafta yapılan hatalar bu haftakilerden çok daha vahimdi.
Ama kimseden ses çıkmadı.
İlhami Alparslan başkandan sosyal medya açıklaması değil, geçen sezon ortaya koyduğu performansı bekliyoruz.
Masaya yumruğunu vurmasını, Ankaragücü’nün hakkını ilgili kurullar önünde sonuna kadar savunmasını istiyoruz.
Albert Einstein’a atfedilen meşhur bir söz vardır:
“Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir.”
Bazı kaynaklarda “delilik” yerine çok daha ağır ve aşağılayıcı ifadeler de kullanılır.
Einstein bu sözü sanki Recep Karatepe için söylemiş!
Üç maçtır aynı kadro, aynı diziliş, aynı oyun anlayışı…
Ankara Demirspor karşısında tek ciddi pozisyon üretemeden maçı kaybetmişsin.
Ardından Bingöl yerine İstanbul’da oynama fırsatı bulduğun maçı da kaybetmişsin.
Bütün bunlara rağmen en küçük bir değişiklik yapma ihtiyacı duymadan Serikspor maçına yine aynı kadro ve aynı dizilişle çıkıyorsun.
Sonuç ortada.
Ankaragücü ancak sezonun üçüncü maçında golle tanışabildi.
Kaybettiğin maçlardan sonra basın mensuplarının karşısına çıkmadın.
Beraberliği yeterli bulmuş olacaksın ki Serikspor maçından sonra basın toplantısı yaptın.
Yurt dışında olduğum için ne yazık ki maçta değildim.
Orada olsaydım sana tek bir soru sorardım:
“Hocam, istifa etmeniz için Ankaragücü’nün daha kaç maçta puan kaybetmesi gerekiyor?”
İlk üç haftada ligin en vasat ekipleriyle karşılaştın.
Üç maçtan yalnızca 1 puan çıkarabildin.
Daha sezonun başında 8 puan kaybettin.
Şampiyonluk hedefini daha üçüncü haftada bitirdin.
Play-off bile hayal olmaya başladı.
Bir iki hafta sonra hedefi olan güçlü rakiplerle karşılaşmaya başlayacaksın.
Bu oyunla o maçlardan puan çıkarabileceğine gerçekten inanıyor musun?
Hocam, sezona çok kötü başladın.
Ankaragücü’nün vasat takımlar karşısında bulduğu birkaç pozisyonu “iyi oyun” diye yutturmaya çalışma.
Bu rakiplere karşı birkaç pozisyon da bulamayacaksan ne yapacaksın?
Hâlâ “genç takımız” mavraları okuyorsun.
Takımın yarısından fazlası en tecrübeli çağında.
Geriye kalanlardan Fatih 20, Atakan 21, Enes 22 yaşında.
Bu takımın neresi genç?
Hocam, bu takım Sırbistan’da çalışmamış.
Sırbistan kampında ne yaptığını bize anlat.
Bulduğun üç-dört pozisyonu anlatacağına, Miraç Şimşek’in, Atakan Güner’in, Enes Tepecik’in nasıl bu kadar geriye gittiğini anlat.
Bu kadar çok sakatlığın sebebini anlat.
Yusuf Emre ve Özgür ile ne alıp veremediğini anlat.
Bu futbolcular neden kadroya giremiyor?
Kadroya girdiklerinde neden süre alamıyor?
Lig başlamış, üçüncü hafta bitmiş, hâlâ bir alternatif üretemiyorsun.
Tamam, kadron kısıtlı.
Gençlere de güvenmiyorsun.
Hiç değilse elindeki futbolcuların mevkilerinde değişiklik yaparak yeni bir çözüm ara.
Ne bileyim Osman’ı artık orta sahaya çek.
Mervan’ı dokuz numarada dene.
Atakan’ı biraz dinlendir.
Aynı isimleri aynı yerlerde oynatarak farklı bir sonuç beklemekten vazgeç.
Bir başka konu da antrenman saatleri.
Maçları akşam saat 19.00’da oynuyorsun.
Aldığımız bilgiye göre antrenmanları sabah saat 11.00’de yaptırıyorsun.
Saat 12.00 veya 13.00 olduğunda antrenman bitiyor ve herkes evine mi gidiyor?
Akşam oynanacak maçlara takımı neden akşam saatlerinde hazırlamıyorsun?
Bu sabah antrenmanı ısrarının gerekçesini bize anlat.
“Futbolcularımın iştahından memnunum” diyerek geçiştirmek yok.
Ankaragücü taraftarı artık söz değil, sahada karşılığı olan açıklamalar bekliyor.
Sevgili İlhami Alparslan Başkanım…
Bugüne kadar yaptığın her icraata destek verdik.
En küçük bir eleştiri getirmedik.
Recep Karatepe ile abi-kardeş gibi olduğunuzu biliyoruz.
Onu “insani” açıdan çok sevdiğinizi de biliyoruz.
Ama Ankaragücü, Süper Lig’den 2. Lig’e hep “iyi insan” dediğimiz kişiler yüzünden düştü.
İsmail Mert Fırat şeker gibi bir insandı ama dünyanın en kötü kulüp başkanlarından biriydi.
Mustafa Dalcı çok iyi insandı.
Mesut Bakkal çok iyi insandı.
Kemal Özdeş çok iyi insandı.
Recep Karatepe de çok iyi insan.
Fakat Ankaragücü’nün bugün iyi insandan önce iyi yöneticiye ve iyi teknik direktöre ihtiyacı var.
Gününüz birlikte geçiyor, yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmiyor olabilir.
Onu üzmeye gönlünüz elvermiyor olabilir.
Ancak unutmayın ki sizin birinci göreviniz dostluklarınızı değil, Ankaragücü’nün menfaatlerini korumaktır.
Ankaragücü’ne zarar veren kişi babanız bile olsa hesabını sormak zorundasınız.
Bu hesabı sormazsanız, bugüne kadar yaptığınız güzel işler zamanla unutulur.
Bugün teknik direktöre sırtını dönen taraftar, yarın size de sırtını döner.
Artık mazeret değil, karar zamanıdır.
METİNER ERDEM




