Milli takım teknik direktörlüğü kulüp çalıştırmaya benzemez.
Bir ülkenin futbol kültürünü, oyuncusunun karakterini, taraftarının beklentisini ve milli forma sorumluluğunu anlamanız gerekir.
Bunu da çoğu zaman o ülkenin içinden yetişmiş teknik adamlar başarır.
2026 Dünya Kupası bunun en somut kanıtlarından biri oldu.
Çeyrek finale kalan 8 takımın 6’sını kendi ülkesinin teknik direktörü çalıştırıyor.
Bu tesadüf olabilir mi?
Sanmıyorum.
Madalyonun diğer yüzünde ise İtalyan teknik direktörler var.
İtalya, üst üste üçüncü kez Dünya Kupası’na katılamadı.
Bir zamanlar futbol aklının merkezi kabul edilen ülkenin futbolu artık yerlerde sürünüyor.
Buna rağmen İtalyan teknik adamlara duyulan hayranlık hâlâ sürüyor.
Peki sonuçlar ne söylüyor?
Carlo Ancelotti…
Brezilya’nın başına geçtiğinde birçok kişi kupayı cebine koymuştu.
Ama Brezilya daha son 16 turunda evine döndü.
Fabio Cannavaro…
Özbekistan Dünya Kupası’nın averaj takımı oldu.
Ve sıra bize geliyor…
Vincenzo Montella…
Elinde bireysel kalite bakımından Türkiye tarihinin en güçlü jenerasyonu var.
Arda Güler, Kenan Yıldız, Can Uzun gibi Avrupa’nın en değerli 3 genç yıldızına birden sahip.
Ferdi Kadıoğlu, Barış Alper Yılmaz, Orkun Kürkçü gibi ofansif anlamda fark yaratacak değerlerin var.
Öyle bir oyun sistemi ile oynuyorsun ki hepsinin kalitesini kendi elinle sıfırlıyorsun.
Oyuncu tercihleri zaten hep tartışıldı.
Futbolcu seçiminde performanstan çok, menajer isteklerini, 3 İstanbul takımı arasındaki dengeyi gözettiği iddia edildi.
İddialar haksız da sayılmazdı.
Fransa Ligi’nde 13 maçta kalesini gole kapatarak “yılın kalecisi” seçilen Berke Özer yerine sırf Fenerbahçe’de oynuyor diye kalecilik yetenekleri artık tartışılan Mert Günok’un tercih edilmesi başlı başına skandaldı.
Milli Takım’ın Kuzey Makedonya ile oynadığı maçı tribünden izlemiştim.
Aral Şimşir’e hayran kaldım, birebirde etkili, kapanan defansları aşabilecek yeteneklere sahip bir oyuncuydu.
Danimarka Süper Ligi’nde “yılın oyuncusu” seçildi.
52 resmi maçta 12 gol, 21 asistlik performansıyla bu unvana sahip oldu.
ABD kadosunda yer almadı, yerine İstanbul takımlarının sezon boyu formayı sadece birkaç kez giymiş ıskartaları tercih edildi.
Sonuç ortada…
Bu kadroyla hedef sadece Dünya Kupası’na gitmek olamazdı.
Hedef, bugün Mısır, Fas’ın yaptığı gibi Dünya Kupası’nda iz bırakmak olmalıydı.
Ama Türkiye gruptan bile çıkamadı.
Normal şartlarda bunun adı başarısızlıktır.
Ne var ki bizde tablo tam tersi…
Montella eleştirilmek yerine hâlâ övülüyor.
Sanki gruptan çıkamamak normalmiş gibi…
Sanki elimizde sıradan bir oyuncu grubu varmış gibi…
Sanki Dünya Kupası’na katılmak tek başına başarıymış gibi…
Oysa başarı çıtasını bu kadar aşağı çekerseniz, daha yükseğini hiçbir zaman göremezsiniz.
Elbette “yerli teknik direktör her zaman daha iyidir” demek doğru olmaz.
Futbolun böyle kesin kuralları yoktur.
Ancak 2026 Dünya Kupası’nın ortaya koyduğu gerçek de ortadadır.
Çeyrek finalde yerli teknik adamlar ağırlıkta…
İtalyan teknik adamların yönettiği takımlar ise beklentilerin uzağında kaldı.
Futbolda algılar uzun süre yaşayabilir.
Ama gerçekleri her zaman sonuçlar yazar.
METİNER ERDEM




