Ankaragücü, normal sezonun son maçında İskenderunspor’un C takımını 4-1 yendi.
Ancak Şanlıurfaspor, Ankaraspor maçında puan kaybetmeyince ligi 6. sırada bitirdi ve play off dışında kaldı.
Yine sezonun son maçını Maçkolik’te geçirdik.
Ankaraspor 90. dakikada golü atınca 5-6 dakika bir umut bekledik ama istenilen sonuç gelmedi.
Sonuçta kahroldum, ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Sanıyordum ki herkes benimle aynı ruh halinde.
Maç bitti, ortalık şenlik alanı.
Kendi aralarındaki tarihteki ilk maç bile yarım kalmış, isyanın, başkaldırışın sembolü İmalat-ı Harbiye takımının taraftarı gitmiş, başarısızlığı kabullenen, vasatlık ruhlarına işlemiş bir topluluk gelmiş.
Bizim arkadaşların sosyal medyadaki manşetleri:
“Başımızı hiç yere eğdirmediniz, teşekkürler”
Sanki 116 yıllık kulüp değil de Erbaaspor’sun, Kepezspor’sun, Bucaspor’sun.
Elazığ’dan kendi sahanda 4, deplasmanda 5 yemişsin.
Son 2 hafta iki ilçe takımından birini yenebilsen bugün play off’tasın.
Vasatlık öyle rutin haline gelmiş ki demek bu arkadaşlar, o maçlardan sonra bile başlarını yere eğmemişler.
36 maçın 18’ni kazanmışsın, diğer 18’ini kazanamamışsın.
Koskoca sezonda kazanabildiğin hedef maç sayısı sadece 2.
Biri ilk yarıdaki Şanlıurfaspor, diğeri İnegölspor deplasman maçı.
Düşünebiliyor musunuz, İlhami Başkan o kadar emek versin, bir tane hedef maçtan başı dik ayrılmasın.
Kusura bakmayın, ilk yarıda Ankaragücü’nü 4-2 yendiği 20 kişilik kadrosundan sadece 4 yedek oyuncuyu Ankara’ya getiren İskenderunspor C takımı ile dün oynanan maçı sayamıyorum.
Diğer tüm hedef maçlar ya kaybedilmiş ya berabere bitmiş.
Sadece hedef maçlar da değil, çantada keklik denilen Altınordu maçları, Karaman maçı, Beykoz maçı da kazanılamamış.
Ve senin başın hiç yere eğilmemiş ha.
Maç bitiyor, play off dışında kalmışsın, hoca özür dileyeceğine, kahraman edasıyla İskenderunspor C takımını nasıl yendiğini ballandıra ballandıra anlatıyor.
Bir de diyor ki “Rakiplere sorsan hepsi Ankaragücü’nün hak ettiğini söyleyecektir.”
Niye söylesinler ya, hepsi seni yenmiş, “Sadece Ankaragücü o kadroyla, o taraftarla, o primlerle nasıl play off’a kalamadı da biz kaldık” diye kıs kıs gülüyorlardır.
Bizim arkadaşlar da alkışlıyor, sezon sonu hatıra fotoğrafı çektiriyor.
Kırgınım, kızgınım…
Koskoca Ankaragücü’nün bu kadar kolay rakiplerin olduğu bir ligi 6’ncı bitirmesini kabullenemiyorum.
Kızgınlığım en çok da sezon başı hedefin ligde kalmak olduğunu iddia ederek algı yapanlara, Ankaragücü’nü vasatlaştırmak isteyenlere.
O yüzden bu yazı biraz uzun olacak, sezon başındaki Ankaragücü’nü de anlatmaya çalışacağım.
Gazi Ercüment Tekin başkan ve 44. Dönem arkadaşları iş başında.
Kasada kuruş para yok.
İlk günler Mehmet Yiğiner, Osman Gazi Kandaş, Mert Tiritoğlu destek oldu, sözleşmeleri biten Türk oyuncular ile yeniden anlaşıldı.
Kalede teknik direktör tercihi ile hiç oynatılmamış, milli takım görmüş Ertaç Özbir, Görkem Cihan, Fatih Demir, defansta ligin en iyi sağ beki İsmail Çokçalış, tecrübeli sol bek Halil İbrahim Pehlivan, stoperde Samsunspor’u Süper Lig’e çıkartan oyunculardan Osman Çelik, sezonun önemli kısmında sakat olsa da Özgür Aktaş, orta sahada tecrübe abidesi kaptan Mahmut Tekdemir, Mesut Emre Kesik, Yusuf Emre Gültekin, forvette sezonu 30 gol, 13 asistle tamamlayan Mervan Yusuf Yiğit, Enes Tepecik, Atakan Güner üçlüsü.
Geçen seneden tam 13 isim kadroda kaldı, onlara Mehmet Yiğiner ve Gazi Ercüment Tekin’in emekleri ile Miraç Şimşek (8 gol, 2 asist) ve Diego Özçakmak da eklendi.
Bu lig için tecrübeli 15 futbolcuyla sezona başlandı.
Bu takımın altyapı takviyesiz bir 11’i vardı zaten.
Al sana altyapı takviyesiz 11: Görkem, İsmail, Diego, Osman, Halil İbrahim, Mahmut, Mesut Emre, Miraç Şimşek, Mervan Yusuf Yiğit, Enes Tepecik, Atakan Güner.
Sanki altyapıdan gelenlerin tecrübesizliğinden play off kaçmış, ligi de bu 11 götürmedi mi?
Başkanın da 44. dönem yönetiminin de teknik direktörün de ağzı kulaklarındaydı, yarışmacı bir kadroyu korudukları için haklı bir mutluluk, gurur vardı.
Ardından Muhammed Hüseyin Sevgili, Fatih Arhan, Recep Yiğit Sevinç, Arda Doğan, Arda Bayram, Batuhan Gürsoy, Ahmet Emre Polat, Mert Can gibi ilk 11’e katkı sağlayacak oyuncuların aralarında olduğu 16 genç futbolcu A Takım’a alındı.
Hazırlık maçları serisi süper geçti.
TSYD Kupası’nda Süper Lig ekibi Gençlerbirliği’ne çoğunluğu gençlerden oluşan Ankaragücü kök söktürdü.
Mustafa Kaplan hoca ile bire bir görüşmelerimizde Batman Petrolspor ile şampiyonluk yarışı yapacaklarını iddia ediyordu.
Ancak maddi sorunlar erken başladı.
Gazi Ercüment başkan süreci iyi yönetemeyince destek olan iş insanları küstürüldü.
İlk 3 aydan sonra maaşlar, peşinatlar ödenemez oldu.
Futbolcular huzursuzlaştı, ihtarnameler çekilmeye başlandı.
Nitekim huzursuzluk saha sonuçlarına da yansıdı.
Sezona istenilen başlangıç yapılamadı.
Elinde “Batman Petrolspor ile şampiyonluk yarışı yaparız” dediği kadro olmasına rağmen, parasız bu işlerin yürümeyeceğini bilen Mustafa Kaplan, daha ilk haftadan çıktı, “Bu takımın hedefi ligde kalmaktır” dedi.
Maalesef o söz Ankaragücü’nü vasatlaştırmanın sembolü oldu.
Bu yüzden Mustafa Kaplan’a da kırgınım, kızgınım.
Gazi Ercüment Tekin başkan ve arkadaşları, artık bu işleri yürütemeyeceklerinin anlaşıldığı üçüncü ayda kongre kararı alıp, İlhami Alparslan başkan göreve gelseydi, bugün iddia ediyorum, güçlü bir teknik direktörle direkt şampiyon Ankaragücü’ydü.
Gazi Başkan’ın boşa harcadığı son 2 ay, Muhammet Yaman başkan ile boşa geçen 2 ay Ankaragücü’nü gerilere götürdü.
Üstüne 2 dönem kalıcı transfer yasağı geldi.
Muhammet Yaman başkana kızsak da İlhami Alparslan’ı son gün gece saat 24.00’te de olsa yönetimine alarak, Ankaragücü’ne kazandırdığı için tebrik etmek gerekir.
Sonra İlhami Alparslan dönemi başladı.
Maaşlar, primler ödendi, ihtar çeken futbolcular, ihtarlarını geri çektiler, üstüne de sözleşme uzattılar.
Yüzler yine gülmeye başladı.
Eksi üç puan cezası gelse de herkes başkana güveniyordu.
Nitekim o da güveni boşa çıkarmadı, o tehlikeyi de bertaraf etti.
Takımı prime boğdu, rakipler 5 bin, 10 bin TL prime oynarken futbolcular her maç binlerce dolar kazandı.
Saha dışında her şey süperdi ama sıkıntı saha içindeydi.
Hedef maçlar bir türlü kazanılamıyor, önlem alınmak yerine “yol kazası” denilerek geçiştiriliyordu.
Kepezspor maçıyla resmen play off potasına giren, ipleri eline alan Ankaragücü, sonraki İnegölspor ve Erbaaspor maçlarından sadece bir puan çıkarabildi.
Kazansa play off’a kalacağı Erbaaspor maçının ikinci yarısı tam bir teknik direktör faciasıydı.
İlk yarı berabere tamamlandı ikinci yarı 85. dakikaya kadar takım rakip sahaya geçemedi, teknik direktör kenarda sadece izledi.
Bir umut, Ankaraspor için dua edildi.
Ancak geçen sezon Manisaspor teknik direktörü olarak Ankaragücü’nü 2. Lig’e gönderen Taner Taşkın, bu sezon da Şanlıurfaspor ile Başkent ekibini play off dışında bıraktı.
“Sezon başı hedef küme düşmemekti” yalanıyla algı yapanlar maalesef başarılı oldular.
33 maçta sadece BAL Ligi seviyesindeki takımları mağlup edebilen, hedef maçlardan sadece 2’sini kazanabilen bir teknik ekiple yeni sezon nasıl başarılı olunacak bilemiyorum.
Umarım ben yanılırım.
Son sözlerim Başkan İlhami Alparslan’a olsun.
Çok büyük emek verdin, herkesin gönlünde taht kurdun.
Teşekkürler sevgili Başkan.
Ancak, lütfen lütfen tek adam anlayışını gözden geçir.
İlk günler çevrende tüm yöneticiler pervane oluyordu, şimdi hepsi küskün.
Bu yönetimi kucağında bulduğunu biliyoruz.
Gerekirse kongre kararı al, sırtını yaslayabileceğin, arkanı korkusuzca dönebileceğin bir ekibin olsun.
Taşıma suyla değirmen gelecek sezon da döner mi bilemem, hesabını, kitabını iyi yap.
Mutlaka kaldırman gereken transfer yasağı olduğunu, para bulunmazsa eksi 3’lerin, eksi 6’ların havada uçuşacağı gerçeğini unutma.
Yanına biraz da elini cebine atacak yönetici al.
Aday olmak isteyenlerin olduğunu da duyuyoruz.
Camianın desteğini bu kadar arkasına almış bir başkanın karşısına çıkmak da cesaret ister.
Varsa o cesaret, hodri meydan!
Kongre Ankaragücü’nü geriye götürmez aksine güç katar.
METİNER ERDEM




